TÜRKTOB

English

Sosyal Medyada
Birliğimiz

Bitki Islahı Gelişmeleri ve (Ülkemiz İçin) Yapılması Gerekenler!

Bitki Islahı Gelişmeleri ve (Ülkemiz İçin) Yapılması Gerekenler!

Bitki Islahçıları Alt Birliği (BİSAB) Yönetim Kurulu Başkanı S. Ahmet Bağcı'nın Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Dergisi'nin 5. Sayısında Yayınlanan Yazısı


Bitki Islahı Gelişmeleri ve (Ülkemiz İçin) Yapılması Gerekenler!

Nüfus artışıyla besin maddeleri üretimi artışı arasındaki dengenin kurulması için, ilk akla gelen, insan ve hayvan beslenmesinde en önemli paya sahip bitkisel üretimin artırılmasıdır. Bitkisel üretimin artırılmasında etkili faktörlerin başında daha verimli ve daha kaliteli yeni çeşitler, dolayısıyla sertifikalı tohumluk üretimi ve kullanımı gelmektedir. Tohumluk bitki ıslahı çalışmasının son ürünüdür. Bu nedenle tohumluk ve bitki ıslahını birbirlerinden ayrı düşünmek mümkün değildir.

Bitkilerin genetik yapılarındaki ve doğal yayılışlarında ki varyasyonlardan yararlanılarak kalıtım yoluyla istenilen özelliklere sahip yeni bitkiler elde edilmesi olarak tanımlanan bitki ıslahı, insanoğlunun en temel ihtiyacı olan gıda teminine yönelik olduğu için yüzyıllardır en çok uğraş verilen bilim alanlarının başında gelmektedir. Günümüzde ise bitki ıslahı, bilimsel ve teknik yönü yanında sanat boyutu da olan, mesai sınırlaması gibi bir çalışma kavramının geçerli olmadığı uygulamalı bir meslek dalı olmuştur.

Doğal bitki örtüsünün bugünkü dünya nüfusunun ancak %5'ini besleyebileceği uzmanlarca ileri sürülmekte olup, bitki genetiği ve ıslahı bilim dalında bugüne kadar gerçekleştirilen gelişmeler ve elde edilen başarılar tahminlerin de ötesinde olmuştur. Kültür bitkisinin varlığı insanoğlunun hayatiyetini sürdürmesi için elzem olan bir durumdur. Bitkisel üretim artışında en temel unsurların başında bitki ıslahı gelmektedir. İyi bir kültür bitkisi iyi ıslah programları ve yetişmiş bitki ıslahçıları eliyle elde edilebilir.  Bitki ıslahı uygulamaları ve eğitimi usta çırak ilişkisi üzerine kuruludur. Bitki ıslahı konusundaki eğitimin de insanın yerleşik düzene geçtiği dönemler kadar eski olduğu bir gerçektir.

Bitki ıslahının küresel boyuttaki tarihsel gelişimine kısaca bakacak olursak insanın yeryüzündeki yaşam kavgasında ilk yıllarda toplama ve avlama faaliyetlerini yapmakta olduklarını, toplayıcıların da kadınlar olduğunu görmekteyiz. İyi, güzel ve lezzetli olanları toplayıp seçerek bunları üretime alan kadınların bu çabaları aslında bitki ıslahının ilk uygulamaları sayılabilir. Dolayısıyla ilk bitki ıslahçılarının da kadınlar olduğu ve sahip oldukları bu sanat yeteneklerini erkeklere ve çocuklarına aktardıkları sonuçta onları bu yönde eğittikleri söylenebilir.

MÖ 1000 yılına gelindiğinde Yeni Dünya'da yani Amerika Kıtası'nda beslenmede kullanılan tüm önemli bitkilerin kültüre alınmaları tamamlanmıştı. MÖ 700 yılında Asur ve Babil'de hurma bitkisinde ilk yapay tozlama yapılmıştır. Hooke tarafından 1665 yılında İngiltere'de hücrenin tanımlanmasından 1793'te Sprengel'in kapalı tohumlu bitkilerde böceklerin rolünü açıklamasına kadar geçen süreç bilimsel bitki ıslahının tarihsel gelişiminde ilk evre olarak kabul edilebilir.

1801 ile 1851 yılları arası bitki ıslahının küresel gelişiminde ikinci önemli dönemdir. 1819 yılında İskoçya'da Shireff yeni çeşitlerin geliştirilmesinde saf hat seleksiyonu ve döl kontrolü yöntemini kullanmış,1824 yılında bir yulaf çeşidi ve 1832 yılında bir buğday çeşidi geliştirilmiştir. 1820 yılında İngiltere'de Goss bezelyede dominantlık ve resesiflik tanımları yapılmış, 1825 yılında Lorain melez mısırın ilk adımlarını atmıştır.  1830 yılında ABD'de ilk buğday çeşidi “Red May” adı ile üretime sunulmuştur. 1844 yılında Unger hücrelerin mevcut hücrelerin bölünmesinden ortaya çıktığını açıklamıştır. 1851-1900 dönemi ile ilgili ilk önemli gelişme, 1853 yılında Bull tarafından asmada Avrupa çeşitleri ile İngiltere'nin yabani genetik kaynakları arasında yapılan melezlemeden “Concordi” üzüm çeşidinin elde edilmesidir.  1855 yılında Wirchow katlımın sürekli olduğunu rapor etmiş, Darwin, 1859 yılında “Türlerin Kökeni Üzerine” adlı kitabını yayımlamış, kendilenmeyi, kısırlığı ve resiprokal melezler arasındaki farkları ortaya koymuştur. 1866 yılında Mendel “Bitki Melezlemelerin de Deneyler” adlı araştırmasını yayımlamış ve “Mendel Kurallarını” açıklamış, 1894 yılında Pearson “standart hata” terimini bilim dünyasına kazandırmış, 1899 yılında Hopkins “sıraya koçan yöntemini (yarı-kardeşler döl kontrolü) yöntemini tanıtmıştır.

1900 ile 1920 arasındaki dönem kısa olmasına karşın bitki ıslahı uygulamaları ve temel ilkeleri açısından çok sayıda bulguya ulaşılan bir dönem olmuştur. 1903 yılında Danimarka'da Johannsen “Seleksiyonda Saf Hat Kuramı'nı” ortaya atmış, 1904 yılında Hanning “embriyo kültürü”nü açıklamış,  1904 ve 1905'te East ve Shull mısırda kendileme çalışmalarını başlatmışlardı 1907'de Bateson “genetik” kavramını ilk kez bilim diline tanıtmış, 1908 yılında Nilsson-Ehle buğday tohum kabuğu rengi kalıtımı üzerinden “Çok Genli Kalıtım” Teorisi'ni ortaya atmıştır.  Shull mısırda melez çeşit elde etmek için kendilenmiş hatlar arasında melezlemeler yapmış ve  heterozygosis yerine “heterosis” terimininin kullanılmasının daha doğru olacağını açıklamıştır. 1917 yılında McFadden buğday x çavdar melezi “tritikale”yi tanıtmış,  Morgan ise 1910 yılında genlerin kromozomlar üzerinde olduğunu açıklamıştır.

1920- 1940 döneminde Bridges kromozmlarda duplikasyon ve translokasyonu, Sturtevant ise kromozomlarda “inversiyonu” keşfetmiş, Fisher varyans analizi yöntemini, Percival poliploid ekmeklik buğdayın kökenini açıklamış, McClintock ise  mısırın 10 kromozoma sahip olduğunu açıklamış, Morgan “Gen Teorisi” nedeniyle Nobel Ödülü almıştır.

1941-1960 döneminde ise kantitatif genetik ve biyokimyasal genetikle ilgili çalışmalar yapılmıştır. 1960'lı yılların başında Norman Borlaug hastalıklara dayanıklı “yarı-bodur yazlık buğdayları” geliştirmiş ve 1970 yılında Nobel Ödülü almıştır. 1970 ve sonrası ise ıslahta daha çok biyoteknolojik yöntemlerin kullanımına başlanmış,  rekombinant DNA tekniği tanıtılmış ve GDO tekniğinin kullanımı artmıştır. Son yıllarda bitki genetik mühendisliği alanında son yıllarda sağlanan gelişmeler ve bakterilerin bitki ıslahında kullanımı bitki ıslahının alanını ve önemini daha da artırmıştır.

Türkiye'de bitki ıslahı eğitimi 19.yüzyılın sonlarında Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1891 yılında  “Halkalı Yüksek Ziraat Okulunun açılmasıyla başlasa da ciddi anlamda ilk bitki ıslahı ve tohumluk üretimi çalışmaları 1930'lu yıllarda başlamıştır. Halkalı Yüksek Ziraat Okulunu Cumhuriyet Döneminde Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsünün kuruluşu izlemiş, bu okulda Ziraat, Veteriner hekimliği ve Ormancılık mesleklerinde yüksek eğitim ve bilimsel araştırmaları yürütülmüştür. 1933 yılında kurulan Ziraat Fakültesinin 7 enstitüsünden biri de “Nebatat Yetiştirme ve Nebatat Islahı Enstitüsüdür.

1953 yılında tohumluk kontrol ve sertifikasyon işleri deneme amacıyla AÜ Ziraat Fakültesi bünyesinde yapılmış, 1959 yılında Ankara Tohumluk Kontrol ve Sertifikasyon Enstitüsü ve 1960 yılında ise Bölge Çeşit Deneme Enstitüleri kurulmuştur. 1963 yılında 308 sayılı Tohumlukların Tescil, Kontrol ve Sertifikasyonu Hakkındaki Kanun yayımlanmış, 15/01/2004 tarihinde 5042 sayılı “Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun ve Bitki Islahçı Hakları Yasası kabul edilmiştir. Son olarak 8/11/2006 tarihinde ise Tohumculuk Yasası kabul edilmiştir.

Yeni bitki çeşitlerinin korunması amacıyla 1961 yılında Fransa'da (Paris) imzalanan bir antlaşma ile kurulmuş olan UPOV'a  (International Union For the Protection of New Varieties Plants- Uluslararası Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma Birliği) Türkiye  18 Kasım 2007'de  üye olmuştur. Ayrıca Türkiye; 1963 yılında Uluslararası Tohum Test Birliğine (ISTA), 1968 ve takip eden yıllarda ise bazı bitki türlerinde (çayır-mera yem bitkileri, şeker pancarı,  hububat, mısır, sorgum ve sebze türleri) OECD Tohum Sertifikasyon Sistemine dahil olmuştur.

Yukarıda ülkemizdeki tarihsel süreci özetlenen tohumculuk ve bitki ıslahı alanında bugün gelinen nokta elbette tatmin edici ve dünyada lider konumda olan ülkelerle yarışır durumda değildir. Ancak; 1920'lerin başında geleneksel yöntemlerin kullanıldığı, çeşit ve çeşit safiyeti, tohumluk gibi kavramların çok konuşulmadığı günlerden başlarda kamu kuruluşları eliyle başlayıp bugün özel sektörün öncülüğünde hızlı bir gelişme gösterdiği bir seviyeye ulaşılmıştır. Ülkemizde Üniversiteler ve Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğüne (TAGEM)  bağlı araştırma kuruluşları, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu bitki ıslahı ile ilgili çalışmalar yapmakta ve değişik konularda kısa ve uzun süreli kurslar düzenlemektedirler. Ülkemizde hemen hemen tamamı devlet üniversitelerine bağlı olmak üzere 25 civarında ziraat fakültesinde bitki ıslahı ile ilgili dersler okutulmakta, kesin olmamakla birlikte bu fakültelerden yaklaşık 20'sinde ise lisansüstü düzeyde bitki ıslahı eğitimi verilmekte olup çok azında doğrudan bitki ıslahı ve çeşit geliştirme faaliyetleri yürütülmektedir.  Bugün gelinen noktada Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı araştırma organizasyonu Türkiye'nin en güçlü araştırma organizasyonudur. Toplam 47 araştırma enstitüsünden 3 merkez araştırma enstitüsü, 10 bölge araştırma enstitüsü ve 13 konu araştırma istasyonunda bitki ıslahı araştırma ve eğitim çalışmaları doğrudan ve eş güdümlü olarak yürütülmektedir.

Başlangıçta yalnızca buğday ıslah çalışmalarının yapıldığı ülkemizde ilk ıslah çalışmaları Eskişehir'de 13 Eylül 1925 tarihinde “Islah-ı Buzr” (Büzür) olarak bilinen Tohumluk Islah İstasyonunda başlatılmıştır. İlk yıllarda sadece ıslah dalında yapılan çalışmalara 1929'da aynı kuruluşun içinde oluşturulan Kuru Ziraat Deneme İstasyonu (Dry Farming) ile yetiştirme tekniği dalında yapılan çalışmalarda eklendi. Daha sonraki yıllarda da patoloji konusu diğer iki disiplin (ıslah ve yetiştirme tekniği) yanında yer aldı. 1970'li yıllarda tüm Türkiye'de bitki ıslahı ile ilgili tüm araştırma enstitülerinde Tahıl Araştırma ve Eğitim Projesi uygulamaya konulmuş, sınavla araştırma enstitülerine alınan ziraat mühendisleri önce hizmet içi eğitim görmüş daha sonra ise yurt dışında kısa ve uzun süreli eğitimden geçirilip deneyim kazandırılmışlardır.  Ülkemiz bu projenin ve yapılan çalışmaların olumlu sonuçlarını elde etmiş ve elde etmeye de devam etmektedir. Çünkü bugün ülkemizde tahıl tohumculuğunda ki yerli çeşitlerin üstünlüğü, bu proje sayesinde ıslaha ve ıslahçı eğitimine yapılan yatırımların ve güvenin bir neticesidir. Bu konuda tevazuya hiç de gerek yok. Buğday ıslahı ve çeşit geliştirmedeki başarılı sonuçlar ülkemizdeki ıslah programlarının lokomotifi konumundadır.  Yüz ölçümü Konya ilimizin yüz ölçümünden çok fazla olmayan Hollanda dünya tohumculuğunda ki üstünlüğünü ise bitki ıslahçı eğitimine verdiği önem ve bu alandaki üniversite-araştırma-özel sektör ıslahçı kuruluşların iş birliğine borçludur.

Son yıllarda ülkemizdeki bitki ıslahı çalışmalarını hızlandıran araştırmacı kuruluş yetkisine sahip tohumculuk şirketleri çeşitli biçimlerde yeni elemanlarını hizmet içi eğitime tabi tutmaktadır. 5553 sayılı Tohumculuk Yasası ile verilen yetkiye dayanılarak bitki ıslahı ve tohumculuk faaliyetlerini geliştirmek, gerçek ve tüzel kişi niteliğindeki bitki ıslahçılarının haklarını koruyup gözetmek ve dayanışmalarını sağlamak amacıyla 2008 yılında kurulmuş bir meslek teşekkülü olan  Bitki Islahçıları Alt Birliği de sektördeki ihtiyaç ve gelen talep üzerine   Türkiye'de ilk kez başlattığı bitki Islahı  eğitimi ile  önemli bir başarıya imza atmaktadır. 2011 yılından başlayarak her yıl tekrarladığı teorik ve uygulamalı iki kısım halinde yıl içinde farklı tarihlerde olmak üzere 90 iş günü süren bitki ıslahı kurslarını TAGEM'e bağlı araştırma kuruluşları ve üniversitelerle iş birliği içinde başarıyla sürdürmektedir.

Ülkemizde 1930'lu yıllarda başlayan bitki ıslahı çalışmaları neticesinde tarla bitkilerinden sebze ve meyveye kadar pek çok alanda farklı bitki türlerinde biyoteknolojik yöntemlerin de kullanıldığı ıslah çalışmaları yürütülmektedir.

Bugüne kadar 78 bitki türünde tescil edilen 1800'e yakın tarla bitkisi çeşidinden yaklaşık yarısı ülkemiz bitki ıslahçıları tarafından geliştirilmiştir. 2005 yılından itibaren başlatılan bir uygulamayla geliştirilen 392 bitki  çeşidinin ıslahçı hakkı da tescil edilerek güvence altına alınmıştır. Yalnızca 2012 yılı içinde 30 tarla bitkisi, 7 sebze, 36 meyve, 5 süs bitkisi olmak üzere farklı türlerde toplam 78 bitki çeşidinin ıslahçı hakkı tescil edilmiştir. Kayıt altına alınan bu 392 çeşitten 249'u özel sektör kuruluşları, 139'u kamu kuruluşları, 4'ü ise üniversitelerce geliştirilmiştir.  Ülkemiz ıslahçıları tarafından geliştirilen buğday ve arpa çeşitlerinin üretimdeki oranı %95, çeltik (pirinç), nohut ve mercimekte %100, serada yetişen sivri biber, badem ve hıyarda %85, sera domatesinde %35, tarlada yetişen domateste %50, patlıcanda %55, hıyarda %100 olup hali hazırda ülkemiz bitki ıslahçıları tarafından geliştirilen pek çok çeşitli dünyanın pek çok bölgesine ihraç edilmektedir.

Sonuç olarak; yukarıda özetlenen gelişmeler olsa da ülkemizde tarım sektörünün rekabet gücünü artırmaya yönelik olarak tarımsal verimlilik artırılmalı bunun için de yeni bitki çeşitleri geliştirilmeye devam edilmelidir. Nüfus artışıyla besin maddeleri üretimi artışı arasındaki dengenin kurulmasında en önemli faktör konumunda olan bitki ıslahı ve bitki ıslahçıları desteklenmeli, onların haklarının korunmasına yönelik düzenlemeler yapılıp hayata geçirilmeli, bitkisel biyoçeşitlilik bakımından dünyada en zengin ülke konumunda ve 4000 kadar endemik türe sahip olan ülkemiz gen kaynakları ve uluslararası alandaki haklarımız sonuna kadar korunmalıdır.

Ülkemizde faaliyet gösteren ve Bitki Islahçıları Alt Birliğinin üyesi olan 118 adet araştırma şirketi bugün ıslah alt yapılarını güçlendirmek ve geliştirme gayreti içindedir. Sektördeki en eski araştırma şirketinin dahi henüz 50 yılını doldurmamış olmasına rağmen, çeşit ıslahında gösterilen başarılar son derece takdire şayandır. Islahçı eğitimi ve ıslah çalışmaları alanlarına yapılacak yatırımlar her zaman özel desteklere ihtiyaç duymaktadır. Tohumda ve tohumlukta yerli üretimin başlangıç noktası yerli çeşit ıslahıdır. Ülkemizdeki ıslahçı-araştırmacı kuruluşların bölgemizde ve dünyada daha rekabetçi imkanlara kavuşabilmeleri için aşağıdaki konuların hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Yapılması Gerekenler;

• Bitki Islahçıları Alt Birliğince düzenlenmekte ve sektörün önemli bir ihtiyacını karşılamakta olan  bitki ıslahçısı eğitimlerinin daha kurumsal bir yapıda yürütülmesi amacıyla TAGEM ve BİSAB ortak hazırlanacak bir proje kapsamında ulusal ve uluslararası hizmet verebilecek bir merkezin kurulması,

• CGIAR üyesi Uluslararası araştırma enstitüleri ile gerek eğitim ve gerekse yerli özel sektör araştırma kuruluşlarına materyal temini konularında iş birliği yapılması,

• TAGEM'e bağlı araştırma enstitüleri tarafından geliştirilen yarı yol materyallerinin tüm türlerde özel sektör araştırma yetkisine sahip tohumculuk şirketlerinin hizmetine açılması ve bu amaçla çalışacak bir komisyonun oluşturulması,

• Tohumculuk Kanununda da öngörülen çeşit tavsiye listelerinin türler bazında oluşturulması için TAGEM-BÜGEM-BİSAB ortaklığında bir pilot çalışma başlatılması,

• Bitki Islahçıları Alt Birliğine üye özel sektör tarımsal araştırma kuruluşları ile TAGEM'e bağlı araştırma kuruluşları arasında yürütülecek  iş birliği projelerinin artırılarak desteklenmesi,

• Bitki Islahçıları Alt Birliğine üye kişi ve kuruluşların kendi  AR-GE çalışmaları sonucu ülkemiz  içinde  geliştirdikleri  yerli  yeni bitki çeşitleri için ıslaha destek  verilmesi; geliştirilen bu çeşitlerin tescili ve üretim izinleri için alınacak ücretlerin en az yarı yarıya düşürülmesi,

• Bakanlığımızca AR-GE projelerine verilen destekler kapsamında  BİSAB üyelerince hazırlanan ıslah projelerine öncelik tanınması ve bu desteklerle ilgili komisyonda BİSAB'ın da yer alması,

• Bakanlıkça destek  sağlanan özel sektör AR-GE projelerine  bitki ıslahı ve tohumculukla  bağlantılı diğer konuların da dahil edilerek öncelikle desteklenmesi ve bu tür desteklenen  proje sayısının artırılması,

• TÜBİTAK-TEYDEB destekleri çerçevesinde desteklenen bitki ıslahı ve çeşit geliştirme projelerinde proje süresi 3 yılla sınırlandırılmamalı. Proje seçiminde ve takibinde görev alan heyette bir üyenin sektör temsilcisi olarak heyette yer alması,

• TÜBİTAK tarafından ıslah projelerine verilen destekler  içerisine sebze ıslah projelerinin de alınması için bakanlığımızca da girişimlerde bulunulması,

• 5746 sayılı AR-GE Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’da belirtilen özel sektör araştırma kuruluşlarının desteklenmesi için gerekli olan araştırmacı sayısının 50'den 5'e düşürülmesi ve ıslahçı-araştırmacı kuruluşların AR-GE Kanunundan yararlanan  AR-GE merkezlerine dönüştürülmesi,

• Yeni Sosyal Güvenlik Yasası gereği üyelerimizin işletmelerinde  çalıştırdıkları  geçici işçilerle ilgili mevzuatlardan kaynaklanan sorunların çözümü için çalışma yapılması,

• Araştırma/Deneme amacıyla yurt dışından getirilen veya gönderilen “gram”larla ifade edilen ıslah/çoğaltım materyallerinin girişinde/çıkışında karşılaşılan zorlukların giderilmesi,

• Tarımsal desteklerin toplamı üzerinden belli bir dilimi (mesela %0,1'i) AR-GE faaliyetlerinde bulunan özel sektör ve kamu araştırmacı kuruluşlarının özellikle ıslah çalışmalarına kaynak olarak aktarılması.

Özel şirketlerin bitki ıslahı ve çeşit geliştirme konusunda AR-GE alt yapısı kurmaları hususunda kamu desteği sağlanması.  Islah ve çeşit geliştirme programları yürüten şirketlere -Laboratuvar ve Araştırma İstasyonu Tesis Projesi kapsamında- hibe şeklinde devlet destekleri sağlanması,

• Özel sektör araştırma şirketlerinin AR-GE çalışmalarında ihtiyaç duyduğu özel (parsel ekim mibzeri, başak harman makinesi, parsel hasat makinesi gibi) araştırma/geliştirmeye özel fakat bedeli yüksek olan alet ve ekipmanların Tarım Bakanlığınca verilen %50 hibe destekli makine ekipman desteklerinde yer alması,

• İzolasyonlu, yeteri kadar genişlikte, güvenilir araziye ihtiyaç duyan ıslahçı-araştırmacı yetkisi olan şirketler, Islah-Araştırma ve tohum üretimi için TİGEM ve Tarımsal Araştırma Enstitü arazilerinden proje dahilinde ücretsiz veya uygun kira şartlarında yararlandırılması,

• Özel şirketlerin bitki ıslahı ve çeşit geliştirme konusunda kendi elemanları için yapacakları ıslah eğitimi harcamaları ve ıslahçı eğitimi veren birlik, vakıf ve kuruluşlara yapacakları katkıların vergilerden düşülmesi,

• Bakanlık tarafından “özel sektör araştırma kuruluşu” olarak yetkilendirilen ve temel faaliyet konusu AR-GE olan ıslahçı-araştırmacı firmaların SSK primleri, stopaj, KDV ve gelir vergilerinden %50 indirimle desteklenmesi,

• Bitki Pasaport Yönetmeliği'nin asıl amacına uygun şekle getirilmek üzere yeniden gözden geçirilmesi ve yurt dışından ithal edilerek doğrudan üretime sokulan tohumlara uygulanır hale getirilmesi aksi takdirde bu haliyle uygulamadan kaldırılması,

• Tohumculuğumuzun lokomotifi olan özel sektör araştırma kuruluşlarının mali, hukuki  ve bürokratik sorunlarının tespiti ve çözülmesi ve bu yapıların daha kurumsal ve sürdürülebilir hale getirilebilmesi için bir yol haritasının belirlenmesi  gerekmektedir. Bu amaçla Bakanlığımız ve BİSAB ortak koordinasyonunda ve en az her üç yılda bir tekrar edilecek toplantı/çalıştaylar düzenlenerek yapılacakların ve yapılanların değerlendirilmesi gerçekleştirilmelidir.

TÜRKTOB - TÜRKİYE TOHUMCULAR BİRLİĞİ DERGİSİ 5. sayısında yayınlanmıştır.